Salı, Nisan 20, 2010

Yılbaşı Çiçekleri, Divit ve Acı Kavun

Bazen bazı şeyler düşünüldükleri kadar kolay söylenemiyorlar işte.

Saliselik, saniyelik, dakikalık, saatlik, hatta günlük kayboluşlarımdan sıyrılıp geriye dönüşlerimi yapabileceğimi bildiğim de olmasa bunu da söyleyemezdim zaten.

Süpürüp uçan halımın altına attığım şeyler de yok oysaki. Neden böyle oldu çoğu şey anlayabilmiş değilim. Hoş anlamak için fazladan bir çaba da göstermiyorum. Tıpkı yaşımı ve daha farklı niteliklerimi de göstermeyişim gibi. 

Mevsim uğradığında bir iki zımba teli yahut perçin ile birlikte gerekli değişiklikleri yapıyorum sadece. 

Yılbaşı çiçekleri, divit ve acı kavun. Arada bir iki kare atladığım da oluyor. Kırpmalar ve esnemeler de var.

Sırf daha önceki gibi olmamış olsun diye acıyı tadanlara hayret dolu bakışlarımla anlatmaya çalışıyorum bir kez daha:

Bazen bazı kişiler göründükleri kadar görünür olmuyorlar işte.

İlahlar ve "İlahi!"ler.

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Cumartesi, Nisan 17, 2010

The Subjunctive Stem

I am not one of the beloved ones

I am just a blindfolded mute:
A senseless double-feature

Just a glossy voucher in the hand
Papercut, 
bleeding.

Easy to remember,
Hard to forget.

I do not have the aura
for the dark
I just reflect some light
once or twice a death

I am wirebound,
flexible,
and fragile.

I am not one of the begotten ones
I am just a drowned watercolor:
A volatile effervesant

Just a foreign memory in the brain
Ingrown,
infected.

Easy to slit,
Hard to stitch.

I do not have the spare
for the flat
I just shed some tears
once or twice a cæsura

I am vagabond,
mer de noms
and some more.

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Pazartesi, Nisan 12, 2010

Benim dışımı, benim içimi benim kadar bilir misin?

  
Download now or listen on posterous
maryhadlamb.mp3 (46 KB)

Yüzümü en derinden kesip attım
Eskimişti nasıl olsa
Ellerimi bıraktım yokuşun evvelinde
Hatırladım.
Ben de vardım rengi solmuş o fotoğrafta.

Gerçeğin arkasında belli ki hep yalan varmış...

Gözümü en derinden oyup attım
Senin istediğin gibi görmüyordu nasıl olsa
Kendimi bıraktım
Başka bir adamın kollarına
Hatırladım.
Ben de battım yorgun düşmüş o dalgada.

Benim dışımı, benim içimi
Benim kadar bilir misin?

Benim sonumu, benim başımı ve beeni geri verir misin?

Benim gözüm, benim dilim, benim kadar deli misin?

Dilimi en gerisinden kesip attım
Dinletememiştim nasıl olsa
Oysa önce uyarmıştım pembeyi: "Açma!"
Kustum.
Ben de sustum duymayanların arasında.

Ruhların arasında uyuyorum ben burada hala...

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter