Pazartesi, Aralık 27, 2010

bir savaş çıkmalı ikimizin arasında

We Miss Bad Weather

seni unutmak için
senden nefret ettiğim anları kurgulamaktan başka bir yol olmalı

bir savaş çıkmalı mesela
ikimizin arasında

kurşun asker de olabilirim pekala
ve nasılsa askerin türlüsüne yorulmak yakışmaz
tanımlı değildir ya savaşın molası

benim savaşım da seninle
yüzüm gözüm boya pas
hazırım

hazırdım da zaten
ama... 

balonların camdanmış
fark edemedim
iğnelerim kırıldı birer birer

bütün iğnelerim kırıldı
bütün iğnelerim kırıldı

kanatlarım kırıldı
uçabilmek ne mümkün şimdi

ben de yere indim artık bak

haydi gel şimdi
uslu uslu
usul usul

ben de yere indim artık bak

benzin ıslakmış
fark edemedim
alevlerim söndü birer birer

bütün alevlerim söndü
bütün alevlerim söndü

gözlerimin feri söndü
görebilmek ne mümkün şimdi

ben de ışıkları söndürdüm artık bak

haydi gel şimdi
uslu uslu
usul usul

ben de ışıkları söndürdüm artık bak

evet, evet
aynen böyle olmalı

bir savaş çıkmalı
ikimizin arasında

ardımızdan gelenler
kanlı tarlalar
kırık dökük suratlar
yanmış saç telleri
erimiş plastik kalpler
köpeklerin isyan ettiği etler
bulmalılar

ancak o zaman
dinebilirim

  
Download now or listen on posterous
08_Frankfurter_(Outro).mp3 (712 KB)
 

Posted via email from morg

Çarşamba, Aralık 22, 2010

Aynı İklimin Çocukları

"Boxing Helena"

Kovadan dökül ağır ağır yine
Mürekkebi bitmiş duygularla imzalanmışken
Ne sevap sunmasını bilirsin
Ne günah ekmeyi
En safi kısımlarından kesilmişsin tulumun
Yorumun kadar özgün
An kadar ani

Önce dinle yine
Sonra dinlet
Yarala kendini gerekirse
Hatta karala.
Bir duvardan diğerine vur, çırpıl!
Pespaye!
Kir dediğin herkeste var
Leke de...

Kalanlardansın sen de
Kabul et
Bölümlerden kalansın
Elde var bir
Elde var iki
...
Sonrasını sen de biliyorsun
Aynı iklimin çocuklarıyız her nasılsa 

Kirlerinden arın avuç avuç yine
İçi geçmiş yüreklere çiy çiy düşmüşken
Ne yalan düzmesini bilirsin
Ne doğru akmayı
En mai kumaşından yırtılmışsın göğün
Yanık kadar belirgin
Nam kadar ussuz

Önce öl yine
Sonra öldür
Doğur kendini gerekirse
Hatta büyüt.
Bir kucaktan diğerine sığın, yaslan!
Sırnaşık!
Dürtü dediğin herkeste var
Güdü de...

Susanlardansın sen de
Kabul et
Konuşmadan susansın
Önün
Arkan
...
Sonrasını sen de biliyorsun
Aynı yere saklananlardanız her nasılsa


 

 

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Cumartesi, Aralık 11, 2010

I can count your bones so you can count on me.

"I can count your bones so you can count on me"

I can count your bones
So you can count on me
I am your devoted deaf
That leaves you no option to mute me
Anyway... Mute me.
Bully me.
That's how I become forgotten.
But don't forget:
Hair grows on almost every skin
I don't like your skin anymore
Swollen, bruised, old and greasy
I might be considered as hollow
Or you might even label me 'stereotypical'
Just know that I am adrift
Like Rumpelstiltskin without any grim
Without any brothers gone to war
Just lost in war
A war that never ends
A fire between us.
But don't forget:
Glories are not glued forever.
They are forced to fall apart.
Remember Pluto, remember its dismissal?
Relentlessly, unfairly and obliviously
Like a suicide on a cold winter's day
I bet you want to scream 'mayday'
At least some of your cells want to
Well... I want you to...
That's how I stay alive
Nobody left me a box full of little things
Before they went away
That's why I try to stay alive
Let me count your bones
So you can count on me.

 

 

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Pazartesi, Kasım 29, 2010

Hep Aynı Yerde Dik Durmaktansa...


Hangimiz? / Which One of Us? by NMA (deviantART)

"Beni hiç süslemediler" dedi çam ağacı.

Çocuk cevap verdi: "...ama önce seni kesmemiz gerekir süslemek için."

"Kes o halde" dedi çam ağacı, "hep aynı yerde dik durmaktansa..."
 

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Cuma, Kasım 26, 2010

Çünkü Sen de Benim Gibi Az Biraz Etsin

Panoramic View of a Path with Leaves in Plitvička Jezera

[Biraz öksürük, bir iki kez üst baş çekiştirme, yutkunma ve benzeri rutin ama nedensiz bir takım hareketten hemen sonra]

Derya Arbaş'ın gözlerindeki ifadeyi de unutabilmiş değilim aslına bakarsanız. Sharon Tate kadar olmasa da söyleyecekleri vardı gibi geliyor bana hala. Özellikle sonbaharın renklerini ıkına ıkına düşüremediği şu zamanlarda. Dinlediğim şarkılar bile zaman zaman bunaltıyor beni, okuduğum cümleler ne yapsın? Kahvaltımı yoğurtla yapmaya başladığımdan beri kar bile artık eskisi kadar çekici gelmeyecek gibi geliyor ya... Yeni her şey beyaz gibi, eskiyenler de beyazlaşıyor. Bekleyip göreceğim, geç gelen kışı ne kadar özlemişim, ne kadar özlememişim.

Bu kışı da bir önceki kışı beklediğimden daha fazla endişeyle, korkuyla, hayretle beklediğimi sanıyordum ki yanılmışım. Öyle düşünüyordum çünkü hayaletlere, hortlaklara, öcülere inanılmaması gerektiğini söyleyen ama yine de görünmez, bilinmez varlıklara inananların ortasındayız. Tapma gücü olmasa da kurbanı pek iyi seçen ve eden; cadısı olmasa da aydınlarını yakan, katleden, öldüren bir karışımın ortasındayız. Pagan kökenleri çok eskide kaldı diyenler... Lafım size, bir daha düşününüz. Çok da uzaklarda değiliz. Sadece sonbahar geldi de geçiyor, durum bundan ibaret. Bu kış ne yanacak belli değil.

Kış dedim, kar dedim ve inanın bana beyazı da en az siyah kadar sevdim. Yeminle. Ama o tatmin olmadı. Kendine is çaldı, toz çaldı, kir çaldı. Siyah olmak için özendi, olamadı. Lekesi göründü bana hep, ya da ben onun kadar saf olamadım. Bu konuda bir fikrim yok. Hoş, fikir üretmek de eskidendi. Şimdi tüketilecek o kadar çok şey var ki. Zaman bunların en başta geleni. 

Kış gelecek de ne olacak? Arması sökük, düşmek üzere olan militer bir varlık mı yoksa çoktan düşmüş bir melek mi kurtaracak beni? Bir de tüm bunların yanında ben de düşsem ya, boylu boyunca yatsam uzansam karlara...

Önce sonbaharı tüketeyim ama. Renklerini henüz farklılaştırmadı o bile. O da artık çok iyi biliyor kimin çocukları olduğumuzu. Oduncunun, onun ya da bunun. Ne fark eder? Giderken ekmek de atsan taş da atsan öyle ya da böyle, önünde ya da sonunda yolunu buluyor bir şekilde insan.

Son bir şey daha var. Sonbahar bitmeden, kış gelmeden parmak izine sahip çıkmalı insan diye düşünmek istiyorum kezaözellikle sonbahar bitip kış geldiğinde her foyası meydana çıkıyor insanın. İşte o zaman yazı da yazmış olsan, herhangi bir mürekkep şişesini de kapatmış olsan fark etmez. Parmakları lekeli insan kurbanının kanının bulaştığı kadarıyla yarı suçludur en azından.

Bu durumda:
Allah kabul etsin...

Çünkü sen de benim gibi az biraz etsin.

  
Download now or listen on posterous
Ne_Me_Quitte_Pas.mp3 (8478 KB)

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Pazar, Kasım 07, 2010

Hmong Ani Ölüm Sendromum

Accidental

Beklersin ki o da senin gözün olsun
Kulağın olsun
Dilin olsun

Beklersin ki lafta değil özde olsun

Beklersin ki gerçekten gerçek olsun

Boşuna beklersin

Boşuna düşlersin

Yarım iken tam olsun diye düşlersin
Güzel bir söz belki yarın diye düşlersin
Ya da bir hatıra

Düşlersin ki oyununa eş olsun

Düşlersin ki sonsuza dek yanında olsun

Boşuna her gece aniden ölürsün

Ölürsün

Bugün varsan yarın yoksun onun için

Bilirsin

Topraktan olan çamurla
Küllerden olan çamurun farklı olduğunu
Blirsin

Sokakların çoğunu yalnız,
Gecelerin çoğunu sessiz geçirdiğini
Bilirsin

Bilirsin ama yine de ses etmezsin...

The Ultimate Revolution by NMANMA

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Cumartesi, Ekim 16, 2010

Gibi

HIDE AND SEEK 2D [Holga 120 CFN]

Ne sen benim dünyama renk kat
Ne de ben senin dünyandan renk çalayım
Oturalım birbirimizin omuzlarına
Melekmişiz de insan olmuşuz gibi
Dün varmışız da bugün yokmuşuz...

Ne sen gerçeği görmekten kaçın
Ne de ben hayal kurmayı bırakayım
Silelim birbirimizin suratlarını
Resimmişiz de tuval olmuşuz gibi
Dün çocukmuşuz da bugün büyümüşüz...

Ne sen beni önemliymiş gibi göster
Ne de ben sana muhtaç olayım
Bilelim birbirimizin gerçeklerini
Duvarmışız da yerle yeksan olmuşuz gibi
Dün parlamışız da bugün solmuşuz...

Ne sen benim ardımdan yürü
Ne de ben sana bağ olayım
Duralım birbirimizin uzaklarında
İyiymişiz de kötü olmuşuz gibi
Dün cesetmişiz ve bugün çürümüşüz...

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Çarşamba, Ekim 06, 2010

Tehdit: Beni Lanetimden Uyandırmayın

Çoğunuzu taşıyamıyorum artık. Öyle ki uzağımda bile olsanız varlığınız beni sürekli endişe, paranoya ve huzursuzluk makamlarına itiyor. Belirli belirsiz bunu belirtiyorum ama olmuyor. Ya anlamazdan gelmek huyunuz ya da benim sınırlarımı ne kadar daha sınayabileceğinizi görmek istiyorsunuz.

Yapmayın. 
Can sıkıcı olurum, canınızı sıkarım. 
Canınız biter.
O an bitersiniz, beklenmedik.

Geriye dönüp baktığımda pek "keşke" ile cümle kurmuşluğum yok ama kurasımı getirdiniz. Aklımda kurdukça artık tiksinerek bakmıyorum bu cümlelere. Uyuyor "cuk" diye hatta bazıları. 

Ben, aklım, kimyam ve "keşke"lerim...

İçinizden bazıları daha da ıstakoz. Zor ölen cinsten. Adını duymak bile istemediğim cinsten.

Herhangi bir türle yakınlaşırım, üçüncü türden yakınlaşmalar bile ama ufkumdan geçmesine tahammül edemeyeceklerim var.
"Nereden delsem, ne yapsam, ne etsem de bir yerden sıvışsam" diye çabalayanlar.
Bilindik, beklendik ama miadı dolmuş hareketler yapanlar.

Otuz küsür dişinize, kirli dilinize inananların sayısı azaldıkça saracak başka yerler aramayın. Bazı alanlara girmeye çalışmayın.

İnletirim sizi.
Basit ve bilindik minör akorlar gibi ağlatırım.

İster tehdit ister uyarı olarak algılayın ama ne yapın ne edin beni lanetimden uyandırmayın.

Bir adım atıp beni bunlara yazmaya zorladıysanız usul usul adımınızı geri atın hiç vakit kaybetmeden. Unutmayın, her adımın bir geri adımı vardır. Öyle ya da böyle. Atın geri adımlarınızı, bekliyorum... Bir sonraki döngü adımında hala aynıysa olan bitenler bu defa hiç çekinmeden açık seçik küfürlerime maruz kalırsınız. Kaçacak delikleriniz tıkanmış olur ve ortalıkta kalırsınız.

Unutmadan... Ne yaparsanız yapın, kim olursanız olun, bana asla yalan söylemeyin ve beni salak yerine koymayın. Beni uyutmaya çalışmayın.

Pollyanna'nın mektubundaki gibi "herkese yığınla sevgilerle" kapanışyla bitirmek isterdim aslında ama olmuyor. 

Bana uymuyor.
Uyar gibi yapamıyorum.

"Hepinizin canı cehenneme" demek daha doğru geliyor, daha derin nefesler alabilerek uyuyorum.

Zaten yeni bir bölüme başladığımda hiçbiriniz hiçbir şekilde orada olmayacaksınız.

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Çarşamba, Eylül 22, 2010

Kokuşmuş Bir Fantezinin Köleleri

Çocuklar Tanrının Tesellisidir / Children Are God's Consolation

Geçmiş aklıma geldi bugün eve doğru yürürken. Nasıl da aklımdan uçuruvermişim unutmuşum. Utandım. Ailecek daha mutlu olduğumuz günleri hatırladım mesela. Daha azıyla daha yaratıcı olup mutlu olduğum günleri. Hafta sonlarında annem ve babamın elinden tutup dolaştığımız Ankara da yok. Alışveriş merkezleri var. Donuk ve hepsi bir arada. Ellerimizde renkli renkli kartlar, trik geçiriyoruz, trak geçiriyoruz. Ödeniyor. Ödüyoruz. Mağaza sahiplerinin sahte cümleleri ya var ya yok. Heyecanlarımın büyük bir kısmı da açıkta bırakılan tentürdiyot gibi uçup gitti haliyle. Şimdi ne bana faydaları var, ne de benim elimden çok bir şey geliyor. Evde yapılan doğum günü pastalarını. Elde örülen kazaklarımı. Panda dondurmanın ilk çıktığı dönemleri bile hatırladım. Her şeyi bir başkası silip götürüyor. Buldozer gibi. Unufak. En ufak bir hatırası kalmayana kadar silip götürüyor. Canlı olsun, cansız olsun fark etmiyor.

Cırt cırtlı ayakkabılarım haşat olana kadar giyerdim ya. Ne olurdu ki? Ne fark ederdi? Herkesin ayakkabılarının uçları aşınırdı. Bir iki şort, bir iki gömlek ve bir askı. Ben bunlardan ibarettim işte. Şimdi nasıl giyineceğime bir önceki gece yatmadan önce izlediğim film ya da yatmadan önce dinlediğim şarkı karar veriyor. Her şey öylesine erişilebilir oldu ki. Korkuyorum. 

Kasetlerimi hatırladım bir ara. Bir türlü istediğim berraklığa ulaşamayan o boğuk sesi özledim. Şarkı başına gelebilmek için bir ileri, bir geri sarışlarımı hatırladım. En sevdiğim kasetlere zeval gelmesin, üstüne başka kayıtlar yapılmasın diye hemen köpek dişimle üstteki tırnakları kırışım geldi aklıma. Arkadaşımın kaset kağıdını açıp bir türlü olması gerektiği şekilde geri katlayamayışını hatırladım. Güldüm. Şimdi çift tıkladığım mp3 dosyası bir saniye içinde çalmaya başlamadığında nasıl da sinirleniyorum oysa ki. Sabırsız olmuşum, anladım.

Apartmandaki komşularımızı hatırladım. Bir "günaydın" ve bir "iyi akşamlar"dan çok daha fazlasını duyduğum ve duyurduğum komşularımızı. Oysa etrafımdaki insanların çoğu izole olmuşlardı bugün. Sağır, dilsiz, üç maymun... Hep maymun... Kim daha blasé anlayamıyorum bile. Bir gün önce de böyleydi, yarın da böyle olacak. 

"Akün Sineması"nı hatırladım. Sinemaya gitmeden önce en az bir hafta önceden heyecanlanışımı, hazırlık yapışımı. Annemin giderken yanıma verdiği suyumu, evde patlatıp torbanın içine koyduğu patlamış mısırları hatırladım. İki avuç patlamış mısırı aynı sırada benimle filmi izleyen, hiç tanımadığım diğer çocuklarla paylaşmamı hatırladım. Şimdi çoğu şeyim kişisel. Bana ait. Ödediğim için belki. Belki ödetildiğim için. Belki har vurup harman savurduğum için.

Haftalarca öncesinden hazırlandığım lunapark da yok artık. Heyecan kalmamış. Heyecan o aynalardaydı çünkü. Beni olduğumdan daha büyük ya da küçük gösteren aynalarda. "Mehmetçik Treni"ndeydi mesela heyecan. Ne metro treninde, ne hızlı trende ama o "Mehmetçik Treni"ndeydi. Lunaparkı turlayan o trende. O trenin atlı karıncalı vagonundaydı belki. Bir biletle tek bir şeyden çok daha fazlasının yapılabilmesiydi. En üzüldüğüm de Balerin teyzenin gidişi olmuştu ya. Yaş haddinden emekli edildi resmen kadıncağız.

Dikkat ettim de kışın da kat kat giyinmiyorum artık. Ne bere, ne atkı, ne eldiven. İstediğim yere en fazla onbeş dakikada ulaşabiliyorum. Kırmızı belediye otobüslerinin kapıları hemen açılıyor. Açılmazsa arkamdaki onlarca sabırsız insanla birlikte kapıya doğru abanıp vurmaya başlıyoruz. En ufak bir şeyde patlak verebilecek bir isyan var içimizde. Oysa saatlerce yolculuk yaptığımı biliyorum. Biliyorum ama aklım almak istemiyor. Aynı şehir içinde bir bilgisayar oyunu almak için kışın donmak niye şimdi? Soğuktan salya sümüğün atkıya geçişine ne gerek var?  

Unutuyordum... Ya ellerini öptüklerimin çoğu? Ellerini öptüklerimin çoğu yok aslında artık. Evlerine gittiğimde naftalin kokusundan, limon kolonyasından kaşınan burnum? Süngerleri orantısız, gıcırtılı koltuklarına oturan ben. Her gördüklerinde benim için biraz daha büyüdüğümü ifade eden eski kelimelerle bezeli cümleleri. Buruşuk dudakları. Şimdi çoktan toprağa karıştıklarını düşündüm. Şimdi onlar ya yok ya ben onları düşünmek için çok meşgulüm. Bir iki anı iliştirmiş hafızam onlara dair, adları her geçtiğinde aynı şeyleri gevelediğim. Adları geçerse tabii...

Neyse işte. Uzattım, çorba gibi de oldu zaten. Ben de çözemedim, çözmek bile istemedim. Alışıyor insan bir şekilde. Tuhaf ama alışıyoruz. Gittikçe daha da kötüleşen, kokuşmuş bir fantezinin köleleriyiz gibi geliyor şimdi bana. Bir şekilde korumaya çalıştığımız tüm anılarımız ya bastırılmış ya tamamen unutturulmuş. Yanlış damarlara girilmiş gibi. Farkında olmadan gereğinden fazla kan vermişiz gibi geldi sanki bana bugün. Öyle olunca ben de not almak istedim böyle darmadağın.

  
Download now or listen on posterous
13_Smells_Like_Teen_Spirit.mp3 (6560 KB)

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Cuma, Eylül 17, 2010

Purpura

MEMORY ALLOCATION

Kırılırken
Dökülürken
Bu kederli ağaçlar bu sonbaharda solarken
Sakince ve sessizce renklerimi kaybederken
Rüzgar serçeleri geri geri sürüklerken
Çocuklar tanrıyı teselli etmek için var
Yıldızlar geceyi...

Avunurken
Unuturken
"Böylesi bir oyunu kim sergiler" diye sorarken
Korkuyla ve uykuyla damarlarımı bilerken
Maskeler yaşları örtbas ederken
Kurbanlar katili yaşatmak için var
Cesetler toprağı...

Ağırlaşırken
Durulurken
Yazılmamış defterler kuruyup yaprak dökerken
Cevaplar soruları unuttururken
Kargalar tilkinin aklını çelerken
Duvarlar öteleri yaftalamak için var
Akıllılar delileri... 

 

 

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Cumartesi, Eylül 11, 2010

Dilkeşhaveran Rüzgar

A SIMPLE DEATH

Bir iki göz bakmayı unuttum diye mi
Her uyanmamı gece karşılar?
Bir iki söz susup küs kaldım diye mi
Her bulutu üzerime salar?

Bir yorulmuşum ki oysa
Uyku ne fayda,
Öylesine takılıp kalmışım bu şehirde
Yıllar önce doğup takılmış gibi...

İnce belli bardaktakini içmeyi unutmuşum
O bile bana darılmış
Dumanını boşa harcamışım
Dilkeşhaveran bir rüzgar esiyor belli belirsiz

"Karanlık ufuktan güneş doğmadı
Gözüm yaşla doldu sabah olmadı"*

Bir yarılmışım ki oysa
Dikiş ne fayda,
Öylesine gezip durmuşum bu şehirde
Kayıp bir şeyi bulurmuş gibi...

İçimde bir oyuk açmışım ya zamanında
Kapamaya mecalim yok...

* Dilkeşhaveran Curcuna Şarkı (Karanlık Ufuktan Güneş Doğmadı) / Zeki Müren 

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Perşembe, Ağustos 26, 2010

Arada Bir Kayıp Gidiyoruz

ONCE IN A WHILE WE JUST SLIP AWAY

Gecenin karanlık olmasından ben sorumlu değilim,
Sen de değilisin,
Biz sorumlu değiliz.

Yıldızlarını göstermek için kararmış belli ki:
Eteğindeki yıldızları.

Üstelik yıldızlar da dağılmış,
Her biri başka bir yerde,
Diğerinden uzak,
Bizim gibi...

Ne sen beni aydınlatıyorsun
Ne ben seni
Arada bir kayıp gidiyoruz,
Sırası gelen kayıp gidiyor...

Dilek tutuyorlar bunun için bazıları
Evet!
Biz ölürken onlar dilek tutuyorlar
Biz sönerken,
Karanlığın parçası olurken,
Solarken...

Sonra...
Sonra...
Büyük bir boşluğun parçaları oluyoruz
Bizim gibi bir sürü parça oluyor.
Kukla oynatıcının parmaklarına bağlı kalıyoruz.
Avunuyoruz...
Yapacak başka bir şey yokmuş gibi avunuyoruz
Çünkü...
Avundukça gün daha hızlı ağarıyor.
Görünmemekle yok olmak arasındaki ızdırabı
Geceye kadar eritiyor. 

Kaymışlığımız,
Yokluğumuz,
Silikliğimiz,
Sönmüşlüğümüz belli olmuyor...

Yahut biz öyle sanıyoruz.
Safa'nın dediği gibi yaklaşmak lazım belki de:
"Halbuki mesele çok basit: İnsan hastalanır ve ölür."

Yahut insanlara özenmemek lazım.
Bilemedim,
Bilemedik.

  
Download now or listen on posterous
Skunk_Anansie_-_Squander.mp3 (8573 KB)
 

 

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Pazartesi, Ağustos 23, 2010

Her Ölü Yeri Sever

Bir yerden sonra bir şey yapmana gerek kalmaz, öldüğün yere kendiliğinden böcek gelir, kuş gelir. Tüm bu yağmurların ardından gelse gelse kış gelir. Örtünürsün. Gizlenirsin ama orada yattığın bellidir. Mahalledeki aklı yitik oğlanın aklı hala yitiktir, mahallenin en yaşlı kadınının elleri aynı oranda kırışıktır. Bir yerden sonra durur, ilerlemez. Sen durursun. Zahiri kahramanların bir bir yuvalarından çıkar sana gülerler. Sen yatarken sana gülerler. Acizsindir, çünkü gördüğün tüm acizler yatmıştır. Ayakta değilsen acizsindir. Canın acıyorsa yatıyorsundur. Kimse dimdik durarak ölmez. Her ölü yeri sever... Her ölü yere düşer.

İstediğin geceyi hatırlayabilirsin. Her gece öyle ya da böyle bir diğerinin aynısıdır. Geceleri yalnızsındır çünkü yatarsın, uyursun, ölüme yakın olursun... Ölü olmaya yakın olursun. Birisinin yatağındaki ölüsündür ya da hastane refakatindeki ölü ya da yataklı trendeki ölü. Yalnızlık bıkmadan giden bir trenin yedinci vagonunda kırmızı ışık altında geceyi devirmek değil midir zaten? Ya da etlerini yiyen kuşları, böcekleri kovamamak değil midir? Doğmayı bekleyenin yalnızlığı gibi... Bir yandan bağlı olup diğer yandan kopmak: Lime lime.

Bak, okuduğun savaşlara bak, gördüğün savaşlara bak. Ya da barışlara bak. Mutluluklara da. Her bir parçasında acizlik, saklı kalanlarla şişmiş, deşilmeyi bekleyen mideler. Böceklere deldirecekler. Kuşlara deldirecekler. Sen de öyle, ve ben de. İstediğin yerden başlayabilirsin. Her başlangıç öyle ya da böyle bir bitişin nedeni olur. Bitişin başlangıcı. Seni giderek yere yakınlaştıran, sana yeri sevdiren. Şu an durduğun alanı sen mi seçtin? Alıştığın için mi orada duruyorsun? Senden öncekiler?

"Her Ölü Yeri Sever"

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Pazar, Ağustos 08, 2010

Şimdi Beni İyi Dinle.

"Sonbaharı verdim" dedi yine.
"Aralarında sana bir tek onu layık gördüm...
Soluk, geçici ve dökülen."

Her bir adımımda
Arkamda bıraktığım bir önceki izi silmiştim oysa.
Ardımdan gelen gölgemi şaşırtmıştım.

"Saymayı yeni öğrendin" dedi
"Kaybettiklerini saydığını gördüm...
"Artık elle tutulur oldular."

Fotoğraflara bakmadan hayal edebiliyorsam
Her yüzü, her detayı, her hayaleti
Ne önemi var?

"Gökyüzünün altında herkes aynı değil" dedi
"Her gün aynı nefesi aldığını gördüm...
Aynı nefesi vermek için."

Geri al.
Şimdi beni iyi dinle...

 


 

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Pazar, Temmuz 11, 2010

Elimizde Silahlarla

Ağzımıza yüzümüze bulaşmış yine
Savaştan kalan küller
Darmadağın kafatasları ve kan lekeleri
Yine sigaramızı içiyoruz
Büyük bir keyifle
İmreniyorlar bazen

Yarın olduğunda
Yine ayağa kalkacak,
Pencerenden olup biteni izleyeceğiz
Hiç yaşanmamış gibi
Yaşlanmaya devam edecek hücrelerimiz

Akrep ve yelkovan
Geceyarısını fark ettiğinde
Birlikte karar vereceğiz yarın
Küf ve dualar eşliğinde
Tek tören
Müzikten yoksun
Ödünç adımlarla

Sonlar yollara atfedilmiş nasıl olsa
Gitmekten alıkonulmayız
Elimizde silahlarla

Tülbent kadar şeffaf
Katran kadar sansürcü düşüncelere dalacağız

 

 

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Pazar, Temmuz 04, 2010

Yağmur

Ben ağlayamıyorum diye
Sen yağıyorsun.

O vakit hürsün sen.

Ben lekeliyorum derken
Sen siliyorsun.

Yağmursun sen.

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Perşembe, Temmuz 01, 2010

Uvertür

Üzerinde durmuyor askıların
Hayata dair.

Zayıfsın,
kırılgansın
Ve kırık kalpleri vurmak kolay olur.

Çünkü zaten çürümeyi kabullenmişsindir:
Bir, bilemedin iki kesik daha.

Ve barındığın, barındıracağın taşmaya başlar,
Ağır ağır, ağır çekim.

Muhteşem.

Böyle bir şeyler duydum bir yerden.
Asenkron ve tuhaf.
Sessiz ama doğru.
Ve ne kadar acıdır ki
Aynı raylar üzerinde sürükleniyor vagonlarım.
Vagonların.

Uvertürü geçemiyorsun.

Ve bu muhteşem. 

  
Download now or listen on posterous
02_Fuck_U.mp3 (5901 KB)

 

 

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Cumartesi, Haziran 26, 2010

Envy

Blank.
Encompassing.
Void.
Nothing more,
Nothing less.
A spinning wheel,
Never slipped,
Never faster.
Two sixes from the bad.
And a null from the better.
That's all today.
For me that is.
That's what I am.
Today.

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Pazar, Haziran 20, 2010

Parmakları Pastel Boya Olan Çocuk

Duydum, fısıldarken, yine her zamanki gibi uyuklarken.

Ağzından döküldü sözcükler... 

Az önce, 
Az önce sen bana "hissettiğin gibi boya" dedin:
"Nasıl hissediyorsan öyle boya

Unuttun mu?
Parmaklarım pastel boyadan benim,
Mum boyadan...

Boyamam mümkün değil artık hissettiğim gibi,
Biraz serçe, biraz yüzük kaldı.
Az kullanmışım yahut kullanamamışım.

Nelere muhtaç insan.
Tuhaf.

İşaret parmaklarımla boyamak istedim, yine isterdim,
İşaret parmaklarım tükendi çoktan
En çok onları tükettim...

Tükettim,
Onlar kırmızıdan ve siyahtandı...

  
Download now or listen on posterous
Bana_Bir_Masal_Anlat_Baba.mp3 (9492 KB)
"Yine bir yolunu buluruz"
Yine boyamaya devam ederim ben.
Yine boyamaya devam ederim.
Yine boyamaya devam ederim.  

Posted via web from Burada Başlayan::Burada Biter

Perşembe, Haziran 17, 2010

Etren Özbelirlenim

Derin kere derin kat izlerim
Gözlerimin içinde.
İşte ben,
Ben dünyayı böyle izlerim
Tünel tünel, kuyu kuyu.
Ve unuttuğum en son ne zaman unuttuğum
En son ne zaman dalga geçtiğim,
Dil çıkarttığım.

Bulanık kadar bulanık yara yerlerim
Beynimin içinde.
Ve ben,
Ben kışı böyle beklerim
Yağmur yağmur, güz güz.
Ve nefret ettiğim ne kadar az nefret ettiğim
En son ne zaman salak olduğum,
Yediğim, yuttuğum.

Taş kadar taş kalpliyim
Kafesimin içinde.
Ah ben,
Ben parçalarımın eksiğiyim
Az biraz, doku doku.
Ve gerçekleştiremediğim olmayan gerçeklerim
En son ne zaman yaşar olduğum,
Uyur gibi yaptığım.

  
Download now or listen on posterous
Baboon_Rape_Party.mp3 (3843 KB)

 

 

 

Posted via web from Burada Başlayan::Burada Biter

Çarşamba, Haziran 09, 2010

"-miş"li Geçmiş Zaman

İhtiyar doğmuşum.

İhtiyaç olduğu kadar kullanılmışım.

İhtiyaç olduğunda kullanılmışım. 

Yorulmuşum, anlatamamışım.

Anca korkulukların omuzlarına sığınmışım.

Bir tek ben korkmamışım.

Geleceğe bakmışım, rivayeti olmuşum.

Tam da anlatacakken susmuşum.

Başlangıçmışım, sonmuşum.

Hedeften bağımsız okmuşum.

Sağılmaktan duygusuz kalmışım.

Dokunmuşum kızılmışım.

Tepki üzerine tepki almışım.

Söz verilen oyunlarımdan edilmişim.

Çok görülmüşüm.

Üfürülmüşüm, unutulmuşum.

Toprak için önemsizmişim.

Durduğum zaman bile eğikmişim.

Debelenmişim, tepilmişim.

Ne kadar olursam olayım denize düştüğümde yalnızmışım.

Önemsizmişim, önemsememişim.

Deniz için önemsizmişim.

Yanlış kıyılara yüzmüşüm.

Boğulmamışım ama ölmüşüm.

Meğer ben genç ölmüşüm.

  
Download now or listen on posterous
EAT_ME,_DRINK_ME.mp3 (13517 KB)

Posted via web from Burada Başlayan::Burada Biter

Pazartesi, Mayıs 31, 2010

"Çocuklar Ölebilir Yarın"

 
"Çocuklar ölebilir yarın
hem de ne sıtmadan, ne kuşpalazından
düşerek te değil kuyulara filan;
çocuklar ölebilir yarın
çocuklar sakallı askerler gibi ölebilir yarın,
çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında,
ne bir santim kemik, ne bir damla kan, 
çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında 
arkalarında bir avuç kül bile değil 
arkalarında gölgelerinden başka bir şey bırakmadan."

- Nazım Hikmet Ran

  
Download now or listen on posterous
100_Suns.mp3 (2570 KB)

Posted via web from Burada Başlayan::Burada Biter

Çarşamba, Mayıs 26, 2010

Diğer kuplar halt etmiş... Yaşasın leziz ofis kupu...

Malzemeler:
- 2 adet büyük boy sağlıklı, poliüretan bardak
- 2 adet Eti Browni
- Vanilyalı Panda dondurma
- Dolcia çikolatalı puding
- 1 muz
- Biraz da çilek
- En önemlisi... Ofis ortamı! 

Bardakların dibine biraz dondurma konur ve bu sırada çilekler yıkanıp temizlenir, muz soyulur ve dilimlenir.

Bardaklara biraz çilek, biraz muz eklenir.

Puding katmanı için bardaklara puding eklemesi yapılır. Keyfinize göre takılın.

Browni'ler dörder eşit dikdörtgenler prizmasımtrak parçalara ayrılarak puding katmanına batırılır.

Sonra puding katmanına boğazlarına kadar batan Browni parçalarının biraz daha puding ile boğulmaları sağlanır.

Sonra yine dondurma eklenerek bembeyaz bir katman ile bardaklar doldurulmuş olur. Son ütücü edasıyla bardaklara son bir kez daha yaklaşılır ve "pıt, pıt" diye doğranmış çilekler bırakılır. Keyfinize göre takılın.

Alın, bu da üstten görünüşleri. Afiyet olsun.

Posted via web from Burada Başlayan::Burada Biter

Cumartesi, Mayıs 22, 2010

İşte Bu Yüzden Elveda Sana

Sorun değil.
Ne de olsa bu benim yalnızlık yüzüm, eski dostum, payidar. 
İşte bu yüzden elveda sana.

Gece temiz... Baktım ben.
Yıldızsız temiz.
Ne düşen var, ne kalan.
Kararsızlık yok.
İşte bu yüzden elveda sana.

Herkesin bir eseri olacak diye değil.
Birisinin defterine bir iki kelime girmek de yeter.
Öyle ya da böyle.
Görüyorsun ya... Her şeyin bir avuntusu var.
İşte bu yüzden elveda sana.

Duru su kendine duru.
Beni bana arı diye yutturmaya yetmiyor.
Nemrut.
Ketum.
Bir söz, bir ses yok.
İşte bu yüzden elveda sana.

Her sayfa kirlenir.
Her renk solar.
İşte bu yüzden elveda sana.

Apple Of Sodom by Marilyn Manson  
Download now or listen on posterous
Apple Of Sodom.mp3 (6301 KB)

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Cuma, Mayıs 14, 2010

İki Tane Öz Halam Var(dı), Onları Anlattım...

1. UYARI:

Bu çok sıkıcı bir hikaye.
Entrikalarla dolu bir aile hikayesi.
Dediğim ve koduğum.

2. UYARIYI TAKMAYANLAR İÇİN HİKAYE:

İki kadın düşünün.
İki kız.
Biri babasını anca fotoğraflardan hatırlayan.
Ağabeylerinin yıllar boyu her şeylerine koşturduğu iki kadın.

Yaşlı olanı giderek içine çekilen beyninin vermiş olduğu etki ile kendini tacı düşmüş Elizabeth yahut yumruğu olmayan Guevara sanmaya başlamış.
Genç olanı ise yine yeni bir kukla kılıfı çekerek üzerine, yeteneği olmadığı halde yeni bir oyun sergiliyor.

Çok uzun zaman olmadan kestirdim olanları ve olacakları aslında:
Belirttim.
Sinyal verdim.
Ama anlatamamışım.

Sonunda aradım ve engellere takılmadan söyledim.
Genele kaba ama onlara müstehak bir tabirle: Sıçtım ve sıvadım.

İşin drama ve komedi unsuru yoğun olan köşegenleri de mevcut aslında.
Zamanında biri diğeri hakkında deli derdi.
Biri diğerinin yüzüne karşı demezdi.
Biri bize derdi, diğeri hakkında.
Sonra diğeri derdi, biri hakkında.
Şimdilerde öz annelerine gizli kapaklı almaya çalıştıkları
Ve belki de aldıkları
Deli raporu ile sadece kıçımla gülebileceğim değersiz varlıklar.

Hani şu analarını arayıp sormayıp
Arada sırada yayla çorbası
Ya da yılbaşı yemeklerinden arta kalanları
Analarına bırakanlardan bahsediyorum.
Blasé tavrını akrabalık duvarına dibine kadar sokan
Modası geçmiş Tamagotchilerden bahsediyorum.

Kendi açımdan düşündüğümde ise
Babamdan üstüme sinen saflık ve salaklık neticesinde yaptıklarım var.
Gülüyorum.
Sadece kendilerine yaptıklarım bir yana,
Arkadaşlarına, çocuklarına, sağlarına, sollarına
Mevki ve menzillerindeki yalakalanma sebeplerine
Ve iki lüle bir tüf kalıplı kocalarına
Yaptıklarım için kendime gülüyorum.

İki tane öz halam var(dı):
Onları anlattım.

Onların gerçek yüzlerini gördüğüm için memnunum.
Sonunda aradım ve ağzıma geleni söyledim.
Üzüleceklerini sandım ama gerek yokmuş.
Trabzon ekmeğinden pişkinlermiş.
Kendileri fırına girip girip çıkıyorlarmış zaten:
Kürekli yahut küreksiz.

Kürek kadar kocaları olsun
Arkalarından gaz versin.

Yuh onlara!

Yazdıkları senaryolarda oynamaya devam etsinler.
Kocaları ve çocukları ile birlikte.
Umrumda bile değil.
Hatta yukarıdaki tabirle diyebilirim ki "sikimde bile değil"

Hiç bu kadar direkt olduğumu hatırlamıyorum.
Fotoğraflardan bazılarını hatırlamak istemediğim gibi.

3. MUTLU SON:

Dedemin soyadını taşımadıklarına sevindiğim iki zat için yazdım:
Hiç "Aydın" olamamışlardı zaten...

Starfuckers, Inc. (Adrian Sherwood Mix) by Nine Inch Nails  
Download now or listen on posterous
Starfuckers, Inc. (Adrian Sherwood Mix).mp3 (7318 KB)

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Çarşamba, Mayıs 05, 2010

Şahit

Gördüm.
Kitabın kapağının hemen altında.
Bir yerde mutlu yaşıyorlardı.

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Salı, Nisan 20, 2010

Yılbaşı Çiçekleri, Divit ve Acı Kavun

Bazen bazı şeyler düşünüldükleri kadar kolay söylenemiyorlar işte.

Saliselik, saniyelik, dakikalık, saatlik, hatta günlük kayboluşlarımdan sıyrılıp geriye dönüşlerimi yapabileceğimi bildiğim de olmasa bunu da söyleyemezdim zaten.

Süpürüp uçan halımın altına attığım şeyler de yok oysaki. Neden böyle oldu çoğu şey anlayabilmiş değilim. Hoş anlamak için fazladan bir çaba da göstermiyorum. Tıpkı yaşımı ve daha farklı niteliklerimi de göstermeyişim gibi. 

Mevsim uğradığında bir iki zımba teli yahut perçin ile birlikte gerekli değişiklikleri yapıyorum sadece. 

Yılbaşı çiçekleri, divit ve acı kavun. Arada bir iki kare atladığım da oluyor. Kırpmalar ve esnemeler de var.

Sırf daha önceki gibi olmamış olsun diye acıyı tadanlara hayret dolu bakışlarımla anlatmaya çalışıyorum bir kez daha:

Bazen bazı kişiler göründükleri kadar görünür olmuyorlar işte.

İlahlar ve "İlahi!"ler.

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Cumartesi, Nisan 17, 2010

The Subjunctive Stem

I am not one of the beloved ones

I am just a blindfolded mute:
A senseless double-feature

Just a glossy voucher in the hand
Papercut, 
bleeding.

Easy to remember,
Hard to forget.

I do not have the aura
for the dark
I just reflect some light
once or twice a death

I am wirebound,
flexible,
and fragile.

I am not one of the begotten ones
I am just a drowned watercolor:
A volatile effervesant

Just a foreign memory in the brain
Ingrown,
infected.

Easy to slit,
Hard to stitch.

I do not have the spare
for the flat
I just shed some tears
once or twice a cæsura

I am vagabond,
mer de noms
and some more.

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Pazartesi, Nisan 12, 2010

Benim dışımı, benim içimi benim kadar bilir misin?

  
Download now or listen on posterous
maryhadlamb.mp3 (46 KB)

Yüzümü en derinden kesip attım
Eskimişti nasıl olsa
Ellerimi bıraktım yokuşun evvelinde
Hatırladım.
Ben de vardım rengi solmuş o fotoğrafta.

Gerçeğin arkasında belli ki hep yalan varmış...

Gözümü en derinden oyup attım
Senin istediğin gibi görmüyordu nasıl olsa
Kendimi bıraktım
Başka bir adamın kollarına
Hatırladım.
Ben de battım yorgun düşmüş o dalgada.

Benim dışımı, benim içimi
Benim kadar bilir misin?

Benim sonumu, benim başımı ve beeni geri verir misin?

Benim gözüm, benim dilim, benim kadar deli misin?

Dilimi en gerisinden kesip attım
Dinletememiştim nasıl olsa
Oysa önce uyarmıştım pembeyi: "Açma!"
Kustum.
Ben de sustum duymayanların arasında.

Ruhların arasında uyuyorum ben burada hala...

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Pazartesi, Mart 29, 2010

Kışın Ardından Gelen

Basit bir pıhtı.

Üstelik bir anda.
Sonrasında...
Zincirleme tamlama gibi.
Cevaplayabilirsin aslında.
Çok da zor değil.
Söyle şimdi.
Kışın ardından gelen ne?
Ne bu renk?
Bu cümbüş?
Bu hediye?
Gözümü kısıp
Parmaklarımın arasına aldığımda
Ne de küçük
Her şey
İstisna yok
Tek bir hareketim ile
Ezilecek her şey
Sonrasında...
Kendi yeksanı etrafında dönecek o da.
Adam sen de...
Yapacak işin gücün yok mu sanki?
Yok.
Adam sende.
Bana yapıp edecek meşgale kalmıyor haliyle.
Elim sende.
Ebesin.
Doğurmasına yardım et.
Doğursun ne varsa sıradan.
Sırası gelen doğsun.
Sıradan olsun.
Onu bunu bırak da...
Söyle şimdi.
Bu kışın ardından gelen ne?
Ne bu ses?
Bu heyecan?
Bu delilik?
Azizin külleri.
Azizenin dölleri.
Ne döngü ama.
Rüzgar ve yağmur.
Fırtına ve sel.
Er ya da geç
Islak olan kurur.
Tasa etme hiç...
Ve gel,
Söyle şimdi.
Bu kışın ardından gelen ne?
Ben...
Her zamanki gibi...
Sevmedim.
O...
Bildiğin gibi...

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter

Perşembe, Mart 04, 2010

Boş Desen Boş Değil... Ama Eksik...

"Bugün yeni bir eve taşınıyoruz"
Taşınalım... Hani nerede?
Nereden çıktı bu?
Neyi eksik bu evin? Bu evin çivisi mi çıktı?

"Babaannen yaz tatilinde bize gelecek"
Babaannem hep bizimle değil mi zaten?
Eksik bir bilgi verilmiş size.

"Git, deden sana harçlık versin"
Yok, tanımadım ben onları, benim dedem yok, dedelerim benden evvel eksilmişler.

"Anneannen sana sevdiğin o yemeği yapmış yine."
Anneannem de yok benim.
O da eksik.
Annemi kim doğurmuş bilmiyorum.

"Karnendeki o zayıfları ne yapacağız?"
Hiç zayıfım olmadı.
Eksik olmayım ben.
Hediye almak için boşuna beklettiniz dönem sonlarına kadar beni.

Kevgir gibi oldu beynim çuvaldızlana çuvaldızlana.
Eksik kaldıklarım, eksik kalanlar valiz valiz, tarla tarla.

Bedri Rahmi'nin "Sarı Saz Çorum"undaki kızan gibi kafamı büküp derinlere gider hallerde kaldım işte bu yüzden, bunlar yüzünden, sizin yüzünüzden. 
Siz başıma başıma, ben başıma paralel; siz oynarken ben evvelden evvel: Eksiğim işte!

Boş desen boş değil ama eksik.
Eksik işte.

"Rüyanı anlat da bakayım neymiş anlamı diye..."
Ben hiç rüya görmem. 
Görsem de hatırlamam. 
Eksik miyim?

Theme by Chris Hülsbeck  
Download now or listen on posterous
01 Theme.mp3 (1039 KB)

Posted via email from Burada Başlayan::Burada Biter