Salı, Ekim 13, 2009

Beklerler Şimdi...

En son ne zaman geri dönüş noktası aldım hatırlayamasam da esen rüzgarlarla beraber geri dönüşün uygun ve kolay olacağını tahmin ediyorum. Ne de olsa "liebe ist für alle da" öyle değil mi geberik negatifler?

Internet alemi alem. Alem demek pek de doğru değil aslında. Gördüm, bizzat izledim bazı örnekler. Harbiden dibimde varmış meğer. Çok mudur acaba? Bir çağrı, bir mesaj, tam 12'den, tahtaya? "Oradan tahtaboşa"? Bakalım neler olacak ama karanlık çökünce daha bir güzel oluyor, mumlar vesaire... Tahtaboşu aydınlatan mumlar... Eriyen, ergimiş mumlar...

Soracağım öylesine fazla soru da yok aslında bu geri dönüş ile ilgili. Soru sormaktansa hareket etmek lazım biraz. İsteyen var ise vereceksin. İsteyen deryaymış, denizmiş meğer. Diyorum ya... Tam 12'den, tahtaya isabet!

Zakkum söylerdi de dinlerdim "everything's comin' up roses" derdi sayın Yusuf Demirkol, hatta "everything will flow"... Meğer öyle değilmiş aslında. Geri dönmek gerekmiş. Yani belli başlı bazı şeyler var. Ağız açmadan, hareket etmek lazım. Şimdi neticede biz 24 saatin kaçını ayık geçiriyoruz o önemli. Geri kalan, salyalara, horlamalara ve tıslamalara maruz kalan saatlerde neler olur neler. Hayal hayal nereye kadar değil mi sapına kadar negatifler?

Aynı kanallardan bahsediyorum, aynı koltuklar, aynı mumlar, aynı tablolar belki de. "Pazara gidelim, bir şey alalım, pazara gidip bir şey alıp n'apalım?" Onlarlaymış da haberim yokmuş. Meğer çok erişilebilirmiş. Hırdavat reyonu, temizlik reyonu, bahçe reyonu gibiymiş meğer. Bir daha bir daha derken sabah olacakken hayallere ne gerek var? Alan memnun, veren memnun. İsteyen deryaymış, denizmiş meğer. Hayret!

Boğazlı kazakların, yandan taramalı saçların hüküm sürdüğü vakitlerden bahsediyorum. Internet alemi harbiden alem. Gerçek Dünya'da göz bu, kayar elbet. Aman zemin ıslak! Bir çağrı, bir mesaj ya da bir e-posta ve tüm köpekler ulusun, bağırsınlar! Willy Wonka gibi, Frank'n'furter gibi...

Hani bir şey seçip "işte bunda en iyiyim" diyebilenler var ya. İmrenirdim. Meğer ne gerek varmış. Belli yani, benim hangi arenada "en iyi" olduğum. Belliymiş. Alemmişim de haberim yokmuş. Kontrol bendeymiş meğer. Meşhur olabilirim her an. Kırmızı halılar falan... (Belki beyaz halıları ben kırmızı yaparım, kimbilir?)

Geri dönüş saatlerin geri alınması gibi bir şey değil. En azımdan benim açımdan öyle değil. Spiralden aşağı da olabilir, yukarı da olabilir. Toprağı bol olasıca Freud! En Sigmund'undan... Bunları da dile getirmiş miydi acaba? Yok canım! Analog saat dediğin parmakla geriye gider. Ama ben? Öyle sıradan değil. Tahtaboşa toplayım önce. Varmış ya bir sürü. Toplayım hele! Sonra oradan tahta falan...

"Today is like tomorrow" / "We can build a new tomorrow today"
(Dönüşün ta kendisi işte... Ben demedim, demişler... Beklerler şimdi...)

Posted via email from Amma yedin be!

Hiç yorum yok: