Cuma, Ocak 15, 2010

Ninni

Büyükler için yazılmış bir ninni var artık duyabildiğim. Büyüdüm. Ben de duyabiliyorum bir zaman duymak istemediklerimi şimdi. Gözümü kapatan yok artık... Kulaklarımı da... Her şey ne kadar da canlı, berrak. Her şey ne kadar da güzel resmedilmiş. Kan bile daha bir kırmızı. Küfürler havada asılı kalmadan, net bir şekilde kulaklarıma girip zarlarımı titretiyor. Alışmak zor olacak tahminimce. Utanıyorum. Tükürsem mi? Bir şey diyen olur mu?

Önceleri yağmur birikintilerine tek ayağım üzerinde hoplardım, sağa sola su taşardı. Yaramazlık işte... Şimdi o birikintilerde farklı farklı yüzleri görüyorum. Yansıma bunlar. Düşmüş, solgun, kızgın yüzler. Hoplamak olmaz artık, sıçramak da. Artık benim üzerime sıçrama zamanı geldi yaramazlıkların. 

Bir hikayenin bir cümlesinin içinde sonsuza kadar kalmayı ne kadar isterdim. Bir alan olsaydı beni... Beni bir yazan... Bir noktanın önüne sığınabilirdim oysa ki. Sonsuza kadar. Şimdi cümleleri yazmak bana kalıyor ki bu çok zor. Belki de en zoru. Renkleri birer birer soldurup cümlelere sığdırmak zor.

Çerçeveden taşmadığım sürece yaşıyor olacağım artık. Büyümek böyle bir şey. Yüzündeki yemek lekelerinin şirinlikten iğrençliğe dönmesi büyümek. Gözündeki yaşların diğer büyüklere haz vermesi büyümek. Yazılanların ve çizilenlerin kötü damgasını yemeye başlaması büyümek.

Çok rahat duyabiliyorum artık. Kendine ait bir düzeni var aslında. Güzel tasarlanmış. Tasarlandıkça büyüyor insan, umulmadık olsabilseydim sonsuza kadar o zaman büyümezdim. Büyüdüm çünkü kapıları büyük yapıyorlar artık. Raflar çok üstlerde. Basamaklar çok büyük. Bunun için büyüdüm zorla. Büyükler için yazılmış bu ninni de bunu anlatıyor aslında. Uyku vakti... Her daim...  İyi uykular...

Posted via email from Amma yedin be!

Hiç yorum yok: